Make your own free website on Tripod.com
ZEKA GELİŞİMİ

ZEKA NEDİR?

Zeka insan beyninin karmaşık bir yeteneğidir. Zihin algılama,bellek düşünme, uslamlama, öğrenme gibi bir çok işlev içerir. Şöyle bir tanımlama yapılabilir: Zeka, zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanma, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Buna göre zeki insan, öğrendiğini değerlendiren, yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir. Bu ise nesneler ,sayılar düşünceler ve olaylar arasında bağlantı kurabilmeyi, oradan da yeni bir sonuca gitmeyi gerektirir. Görüldüğü gibi zeka, zihnin neredeyse bütün işlevlerini kapsayan genel bir güçtür. Ancak duygusal yaşamımız ve iradeye bağlı eylemlerimiz bunun dışında kalır. Öğrenme ile zeka arsında yakın ilişki vardır. En zeki kişi en çabuk öğrenen ve en çok öğrenebilen kişidir. Ne var ki bu iki yetenek arasında salt koşutlukta yoktur. Hayvanlarda öğrenebilir. Ancak öğrenmeleri sınırlı olduğu gibi, öğrendiklerini yeni duruma uygulamaları da yok denecek kadar azdır. Zekanın kapsamına pek çok yetenek girdiğine göre,aynı zeka düzeyindeki kişiler arasında ki yeteneklerin değişik olması doğaldır. Gerçekten kimi insan somut zekalıdır. Yapım, onarım, aygıt gibi alanlarda beceri gösterir. Kimi insan zekası soyut konularda daha işlektir. Sayılar, kavramlar, denklemler, imgelerle düşünmede ustalaşmıştır. Kimi insanda toplumsal ilişkilerde etkinlik gösterir. Ticaret, yönetim ve siyasal alanlarda başarı gösterir. Zekayı oluşturan değişik yetenekler birbirinden bağımsız değildir. Örneğin matematikte çok başarı gösteren bir kimsenin öteki alanlarda da ortanın üstünde başarı göstermesi beklenir. Müzik ve resimde üstün başarıya ulaşan kişilerde de ortalamanın üstünde zeki insanlardır. Bunun tersi doğrudur. Genellikle geri zekalı bir insanda her alanda gerilik görülür. ZEKAYI BELİRLEYEN ETKENLER Temelde zeka doğa vergisi bir yetenektir. Doğuştan gelir ve büyük ölçüde kalıtımın etkisiyle belirlenir. Zeka yeteneği, genellikle benimsenen görüşe göre, ana ve babadan gelen çok değişik etkenlerin rastlantısal birleşiminden oluşur. Bunu bir benzetmeyle açıklayabiliriz. Kırmızı ve mavi boncuk dolu bir torba düşünelim. Bu torbadan bir avuç dolusu boncuk alırsak, ya kırmızı ya da mavi boncuk sayısı fazla çıkar. Mavi boncuklar zekayı geliştiren, kırmızıyı ise zekayı köstekleyecek etkenler olarak düşünürsek, sonuçta zeka düzeyi mavi boncukların çoğunluğuna bağlı olacaktır. Gerçekten ana babanın döl gözelerinde, gen adı verilen ve kalıtımı belirleyen özellikler, buna benzer rastlantısal bir yolla çocuğa geçerler. Bununla birlikte zekayı belirleyen tek etken kalıtım değildir. Çocuğun döl yatağında uygun beslenmesi, oksijen alımının yolunda gitmesi gerekir. Örneğin güç bir doğum sırasında çocuğun soluğu uzun süre kesilirse beyin gözeleri ölür ve sonuçta zekası etkilenir. Bunu gibi beyin dokusunu doğumdan sonra örseleyen yaralamalar ve beyin yangıları da zeka gizil gücünü düşürebilir. Zeka gelişiminde üçüncü önemli etken, varolan bu cevheri işleme olanağı bulmasıdır. İlk yaşlarda uygun beslenme, ana babanın uyarması , ilgisi zekayı geliştire bileceği gibi, bunu terside olabilir. İlgi ve uyarılmanın Yetersiz olduğu bir evde zeka kolay gelişemez. Bu bakımdan ilk yıllarda, eksik uyarılma ve ilgi yokluğu, sonraki çabalarla tümden yok edilemez. Örneğin yoksul eğitimsiz bir aileden gelen çocuk, sağlam doğsa da zeka gelişmesi yavaş gider. Okul çağına geldiğinde, ya öğrenime hazır değildir ya da yaşıtlarından geri kalmıştır. Böyle öğrenim yarışına çok geriden başlamış bir çocuk, açığını kolay kapatamaz. Genellikle bu açık giderek büyür. Çünkü ilk başarısızlıklar, öğrenme istek ve başarısını söndürür. Normal zeka gücüyle doğmuş iki çocuk alalım. Bunlardan biri uygun bir ortamda eğitilmiş olsun. Bu çocuk zeka gücünü son sınırına kadar geliştirebilir. Çok yetersiz bir eğitim ortamında çocuk ise,varolan yeteneğini de işlemeyecek, künt ya da donuk zeka düzeyinden yukarı çıkamayacaktır. Zekanın gelişmesi ilk yıllarda hızlı, daha sonraki yıllarda yavaştır. Genellikle 15 yaşından 20 yaşına kadar zekanın yavaş geliştiği,sonra durakladığı kabul edilir. “Bu yaştan sonra kişinin zekası gelişmez mi?”sorusu sorulabilir. Bu yaştan sonra gelişen bilgisi, becerisi ve deneyleridir. Kişinin teme zeka gücü kalmakta yaşlanmayla düşüş bile göstermektedir. ZEKA GELİŞİM BASAMAKLARI Çocuklarda kavramların, uslamlamanın, yargıların kısacası tüm zihinsel yeteneklerin gelişmesinin bilimsel incelenmesini, büyük ölçüde Piaget adındaki İsviçreli ruh bilimcinin gözlem ve araştırmalarına borçluyuz. Piaget iki yaşından önce kavramların belirmediğini, gerçek anlamda uslamlama ve zeka yeteneğinin gelişmediğini söyler. Doğumdan iki yaşına kadar uzayan bu döneme duyusal-devinim dönemi adını verir. Bu dönemde, çocuk duyularını kullanmaya, uyaranlara uygun tepkiler vermeye ve devinimleri yenilenmeye çalışır. Böylece birtakım davranış kalıpları geliştirir. Duyu organlarının, elinin kolunun amaca uygun kullanılışı onun için önemli başarıdır. Çocuk belli devinimleri yenileyerek içine sindirir, özümser. Bir süre sonra, bebek tek tek devinimler arasında uyum sağlamaya çalışır. Örneğin 2-4 aylar arsında ellerini izlemeye başlar, ama bir nesneye uzanamaz. Ancak elleri kendi görüş alanı içindeyse uzanabilir. Bir süre sonra, gördüğünü kavrayıp ağzına götürmeye ve emmeye başlar. Böylece, görmek kavramak, ağzına götürüp emmek gibi karmaşık bir işi başarır. Ancak 5 aydan önce görüş alanından çıkan bir nesneyi aramaz. Örneğin, renkli bir çıngırak, gözü önünde yastığının altına konulsa gözünü dikip oraya bakmaz. Görüş alanından çıkan nesne onu için yoktur. Uzakta tutulan parlak bir oyuncağa, erişebileceği yerdeymiş gibi uzanmak ister. Eline ters verilen bir süt şişesini, çevirip emmeyi düşünemezler. 8. Aydan sonra gözden uzaklaşan, örneğin yastık altına konan bir emziği arar bulur. Ancak emzik oradan alınır başka bir yere konulursa emziği yine yastık altında arar. Nesnelerin kendi başına birer varlık oluşu zihninde süreklilik kazanmamıştır. Çocuk birinci yaştan sonra yine denemelere girişebilecek duruma gelir. Örneğin bir değnek yardımıyla oyuncağı kendine çekmeye çalışır. Bir oyuncağı ilk saklandığı yerde değil, son saklandığı yerde arayıp bulabilir. İki yaşın sonundan başlayarak, çocukta kavramlar gelişmeye başlar. Piaget, 2-7 yaş arasındaki döneme “işlem öncesi dön.” Adını verir. Bu dönemi de iki devreye ayırarak inceliyor. 2-4 yaşlar arsına “kavram öncesi evre “adını veriyor. Bu evrede çocuk nesneleri başka şeylerin simgesi gibi kullanmaya başlar. Örneğin bir değneğe binip at gibi dolaşabilir. Elindeki bebekle canlıymış gibi oynar ve konuşur. Dil hızla gelişir. Simgeler ve uslamlama başlar. Kavram gelişmesi basamak basamak yürür. Çocuğun sayı, zaman, büyüklük, renk, ağırlık kavramları çok ilkeldir. Çocuğun daha görünüşe aldandığı 4-7 yaşlar arasındaki ikinci evreye Piaget “sezgi evresi” diyor. Örneğin iki eşit bardağa su doldurulursa sonra bu bardaklardan biri daha uzun ve ince bir bardağa boşaltılsa ve çocuğa hangisinde daha çok su olduğu sorulsa ince uzun bardağı gösterir. Başka bir örnek bir hamurdan iki eşit top yapılsa, sonra bunlardan birisi çocuğun gözü önünde yoğrulup ince uzun kalem şekline sokulsa ve çocuğa hangisinin daha büyük ve ağır olduğu sorulsa uzun olanı gösterir. 5 yaşından sonra ise iki ayrı biçime giren hamurun eşit olduğunu söyleyebilir. Çocuğun sayıları öğrenmesi de başlangıçta ezber yoluyla olur. Örneğin parmaklarını sayması istenilen çocuk baş parmaktan başlamışsa bu istek yinelenince ancak baş parmaktan başlayarak sayabilir. Serçe parmağından başlaması istenirse “bu bir değil “diyerek baş parmağının “bir” olduğunu söyler. Başka bir deyimle sayı kavramı daha yerine oturmamış. Nesneden ayrı soyut bir nitelik kazanmamıştır. Somut işlemler dönemi adı verilen 7-11 yaşları arasında sayı, uzay, zaman, ağırlık, boyut, hacim kavramları iyice yerleşmeye başlar. Ancak soyut düşünme yetisi daha çok ilkeldir. Özgürlük, onur, ulus, ölüm gibi kavramlar çok iğretici bir biçimde kazanılmıştır. Çoğu kez okulda ezberletildiği gibi, tam anlamadan kullanılır. Bu çağ çocukları bu nedenle deyimleri anlamakta güçlük çeker. Benzetmeleri somut anlamlarıyla benimserler. Örneğin “büyük adam sözünü” iri uzun boylu adam diye anlarlar. “Ağır başlı” sözünü duyunca insanın başının ağır çektiğini sanırlar. Soyut düşünmenin yetersiz kalışı en açık biçimde, ata sözlerini anlamaktaki güçlükten belli olur. Örneğin “damlaya damlaya göl olur” “balık baştan kokar” atasözlerinin gizli anlamını kavrayamazlar. Bunu gibi soyut düşünme ve çift anlamları sezme yeteneği gerektiren fıkraları anlamazlar. Piaget’e gerçek soyut kavramların yerleşmesi ve özümsemesi 11 yaşından sonra olur. Bu yaştan sonra başlayan bu döneme Piaget “biçimsel izlemeler dönemi adını veriyor. OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLARIN OYUNLARI VE ZEKAYLA İLİŞKİLERİ Okul öncesi dönemde oyunlar daima üzerinde durulan bir konu olmuştur. Oyun çocukların topluma uymalarını kolaylaştıran bir etkinlik olarak düşünülmüştür. Freud’a göre oyun, ruhsal mekanizmanın normal çalışma mekanizmalarından biridir. Gerçek görevi zevk vermek olmasına rağmen; Freud’a göre oyun, yoğun bir izlenimin yeniden yaşanmasıdır. Çocuk onu kendi ölçülerine göre sahneleyerek ondan korunmuş olur. Melaine Klein, küçük çocukların analizinde oyunu, tedaviye yönelik bir psikanaliz aracı olarak kullanır. Ona göre oyun,gerçekleştirilen bir yerleştirmedir. Klein özellikle şizofrenik çocuklar üzerinde durur. Ona göre bu çocuklar, gerçekten oyun oynamazlar, yalnız tek düze eylemleri tekrarlayabilirler. Piage’ye göre oyun, ilk algısal gelişimde önemli bir rol oynar. Piaget oyunu özümleme yoluyla gerçekleşen bir çeşit uyum alarak tanımlar. Piaget zeka uyumu adını verdiği olgu ile oyun arasında da bir ayrım yapmıştır. Çocuğun kendi çabalarıyla yeni bir tepki kazanmasında bir zeka uyumu söz konusudur. Öğrendiği bir süreci değişik şart ve biçimlerde tekrarlayan çocuk eylemini bir oyuna dönüştürmüş olur. Çocuk nesneleri genelleştirir, onların somut yapılarına bağlı kalmaksızın ve nesnel durumu dikkate almaksızın hayallere baş vurur. Sembollerle çocuk bir oyun kurabilmektedir. Piaget’e göre her sembolik oyun hem takliti, hem de hayal kurmayı kapsar. Piaget oyunları zihin yapıları açısından üç aşamaya ayırmaktadır. 1. Duyu hareket döneminde oyunlar 2. Temsil ya da kendini kandırmayı kapsayan sembolik oyunlar 3. Kurallara uygun oynanan oyunlar Piaget, töresel davranışın temelini incelemek amacıyla Çocukların oyunlardaki davranışlarını incelemiştir. Karl Grass, oyunun hayat ilmine hazırlık olduğunu belirtir. Oyun çocuğun bedensel duygusal, sosyal, düşünsel ve ahlaki gelişimine yardım eder. Çocuğun zekasını geliştirir. Karşılaştığı problemleri çözmesine yardım eder. Karar verme ve yaratıcılık yetilerini geliştirir. Duygusal boşalmayı sağlar. İyi alışkanlıklar ve yasal kurallar öğretir. Bu araştırmada, okul öncesi çocuklar hangi tip oyun oynamaktadırlar? Cinsiyetlerine göre hangi oyunu oynarlar? Çocukların zeka ölçekleri sonunda elde ettikleri zeka düzeylerine göre seçtikleri oyunlar nelerdir? Çocukların oyunlarıyla zeka düzeyleri arasında bir ilişki var mıdır? Çocukların cinsiyetlerine göre seçtikleri oyunlarla zeka ilişkisi var mıdır? Sorularına cevap aranmıştır. Bu araştırmada, gözlemler yoluyla çocukların gerçek oyun ilgileri saptanabilir. Zeka ölçekleri ile çocuğun zeka düzeyi ölçülebilir. Sayıltısından hareket edilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler anaokulu öğretmenleri tarafından yapılan gözlemler yoluyla elde edilmiştir. Çocukların zeka düzeyleri M.E.B Ankara Rehberlik Ve Araştırma Merkezince saptanmıştır. Oyunlar üç grupta toplanmıştır. Sosyal oyunlar, fiziksel yetiye dayalı oyunlar ve diğer oyunlar. Bu araştırmada 3-5 yaş arasındaki çocukların en çok oynadıkları oyunlar saptanmış, zeka ile ilişkileri bulunmuştur. Ancak çocuklar topluca ele alındığında bazı sonuçlara varmak güç olmuştur. Zeka yaşı arttıkça sosyal oyunlara ilgi artmakta fiziksel yetiye dayalı oyunlara ilgi azalmaktadır. Diğer oyunlara ilgi yok denecek kadar az bulunmuştur. Cinsiyetlere göre oyunların zeka ile ilişkisini saptamada, farklılıklar elde edilmiştir. Sonuç olarak kızların zeka yaşı arttıkça sallanma, top oynama, su, kum oyunlarına ilgi artmaktadır. Erkek çocukların yuvarlanma, tekmeleme, oyuncakları çekme, sürükleme ve koşmaca oyunlarına ilgileri azalmaktadır. ÖNERİLER  3-5 yaş çocuklarının sosyal oyun ilgileri fazladır. Oyun saatini düzenlerken sosyal oyunlara ağırlık verilmesi bu yaş çocuklarının gelişimlerinin gereğidir. Ayrıca bu oyunların zeka ile ilişkisini saptamada çocukların bu oyunlarda aldıkları rollerin araştırılmasına gereksinme duyulmaktadır.  Elde edilen verilere göre, 3-5 yaş arasındaki çocukların en çok oynadıkları oyunlar sırayla koşmaca, yakalama, grupça oynana oyunlar, kaydırma, taşıma, oyuncakları çekme, sürükleme, top oynama, eşli oyunlar, halkada oyun, taklit oyunlar, müzikli oyunlar, atlama, sıçrama, su ve kum oyunu, tahtaravalli, tırmık çekme sürükleme, atma, fırlatma, kayma, sallanma vb oyunlardır. Okul öncesi kurumlarında 3-5 yaş grubundaki çocukların bu oyunları kolayca ve her fırsatta oynamalarına olanak tanınmalıdır.  Elde edilen verilere göre 3-5 yaş arasındaki çocukların zeka yaşları yükseldikçe bulmaca tipindeki oyunlara ilgi azalmaktadır. Bu ilgi azlığı çocuklara bu oyunlara ilgilerinin azaldığından mı, yoksa hemen çözüme geçip bu oyunlarda kendini tatmin ettiğinden aynı oyunları oynamaktan sıkıldığı, ya da artık o zeka yaşına ulaşan çocuğa basit geldiğinden midir?  Elde edilen verilere göre kızların, zeka düzeyleri yükseldikçe fiziksel yetiye dayalı oyunlarda artma olduğu bulunmuştur. Motor ve zihin gelişimlerinin gereği çocuklar belli bir işte ustalaşırken, bu işi amaç edinerek bütün dikkatlerini bu noktada topladıkları bir kez daha görülmüştür. Buna anaokulu ve okul öncesi eğitim programlarında bu konunun dikkate alınarak motor ve zihin gelişimlerini içeren fiziksel yetiye dayalı oyunlardan, top oynama, denge oyunları, atlama, sıçrama, merdiven tırmanma, yakalama gibi oyunlara yer verilmesi çocukların sağlıklı gelişmesi açısından yararlı olacağı düşünülebilir.  Erkek çocuklarında zeka yaşı arttıkça yedi oyun dışında yirmi oyunda ilgi azalmaktadır. Diğer yedi oyunda manidarlık düzeyine yakın değildir. O halde 3-5 yaşındaki erkek çocuklarının zeka yaşı arttıkça hangi oyunlara ya da hangi etkinliğe katıldıkları araştırılması gereken bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. ZEKA İLE OKUL BAŞARISI ARASINDAKİ İLİŞKİ Okuldaki çalışma daha çok dile dayanmaktadır. Yemek pişirme, iş bilgisi gibi derslerde bile çocuğun doğru kelimeleri ve bunların doğru okunup doğru yazılmasını bilmesi istenir. Bu yüzdende bir çocuğun okul başarısı ile dil zekası arasında sıkı bir bağıntı olduğunu öne sürebiliriz. Aslında okul başarısı ile zeka testi puanları arasındaki korelasyon yüksek değildir. Genellikle 0.40 ile 0.60 arasında değişir. Bazı dersler için bu kat sayı yüksek, Bazı dersler için daha düşüktür. Zeka kat sayısı ile bilim dersleri arasındaki korelasyon yüksek, bu kat sayıyla edebiyat arasındaki bağıntı düşüktür. Ayrıca IQ ile standart akademik başarı testlerinin sonuçları arasındaki bağıntı yüksek bir korelasyon katsayı verirken, IQ ile öğretmenlerden alınan notlar arasındaki bağıntının zayıf olduğu da görülmektedir. Öğretmenlerin verdiği not, kolayca anlaşılacağı üzere, bazı kişisel etmenlerin sonucu olabilir. Dışardan birini uyguladığı akademik başarı testindeki nesnelliği öğretmende aramak gerekir. Öğretmenler verdikleri notu değiştirebilirlerde. Okul başarısı ile IQ arsındaki tutarlılık niçin beklenildiği gibi yüksek olmuyor? Bu soruya karşılık verirken, ilk belirtilmesi gereken nokta, her iki başarının ölçülmesinde de, yanılabileceği baştan kabul edilen, kul yapısı ölçü araçlarının kullanılmakta olmasıdır. Aynı zeka testinin iki ayrı biçimiyle ölçülse bile, aynı çocuğun zeka puanları arasında bir fark ortaya çıkabiliyor. Sonra, zeka testleri, bir kişinin ne yapabileceğini ortaya koyar. Yoksa onun günlük hayatında ne yaptığını değil; üstelik, ortaya çıkan sonuç belli bir testin uygulandığı ortamda ortaya çıkmıştır. Testler, bir çocuğun okuldaki başarısına yönelttiği çaba, sabır, dürtü ve istekleri ölçmezler. Çocuğun kendine güvenini, kendi yeterliliği konusundaki düşüncelerini ve tutumunun da ölçmezler. Oysa, daha önce belirttiğimiz gibi, bunlar okul başarısını büyük ölçüde etkileyen şeylerdir. Başarı testlerinden, kişinin yalnız yeteneklerini değil, bu yeteneklerini ne yönde ve ne dereceye kadar geliştirmiş olduğunu da ölçmeleri beklenir. Fakat, tıpkı zeka testleri gibi bunlarda, pek çok şeyin kişisel pek çok yeteneğin gözden kaçmasını önleyemiyorlar. Başarı testlerinin sonuçları ile zeka testlerinin sonuçları arasındaki farklılığı doğuran etmenlerden biride, birincinin ölçmeye çalıştığı zihin işlemlerinin, ikincide ölçülen yeteneklerin tamamen kullanılmasının bir sonucu olmayışıdır. Başka bir deyimle, ölçülen iki bileşim arasında, bire bir çakışma yoktur. Örneğin dil öğrenirken kişi, tamamen anlamadan ezberleme yoluyla bir hayli ilerleyebilir. Dil kullanımında zeka öğesini ölçmeye yönelmiş bir test, büyük bir olasılıkla, dilbilgisinden yani mantıktan çok, belleğin içindeki dil yığınına ağırlık verecektir. Tıpkı bunun gibi aritmetik öğreniminde de bellek ve ezbercilik bir süre işe yarayabilir, ancak eninde sonunda, aritmetikteki başarının, miktar ve sayı kavramlarını iyice kavramış olmaya bağlı olduğu anlaşılacaktır. Çeşitli isimleri kapsayan, fakat sayısal işlemlere ağırlık vermeyen bir zeka testinden yararlanarak, çocuğun “ileri aritmetikteki” yeteneğini önceden kestirmek büsbütün imkansızdır. Geometride, çalışkan bir öğrenci kitabın başındaki kolay problemleri ezberleyerek öğrenebilir, fakat eninde sonunda eğer bu bilgi dalını temel tanım ve teoremlerini anlayarak öğrenmediyse güçlüklerle karşılaşacaktır. Bundan dolayıdır ki geometriye, uzaysal ilişkilerin kavranmasına yeteneğin bulunup bulunmadığını ölçmeye çalışan bir testin içinde bu konuyla ilgili sorunların ağırlık kazanması gereklidir. Bu verilen örnekler, zeka testlerinin, başarı testlerini taklit etmesi gerekir, gibi bir anlama çekilmemelidir. Böyle bir yorum, işi biraz abartmak olur. İdeal olarak, bir zeka testi öğrencinin okulda öğrendiklerini değil, temel zihin süreçlerini ölçmeye çalışmalıdır. Zeka ile okul başarısı arasındaki ilişkiyi daha açık bir biçimde kavramak için,belli derslerin hangi psikolojik temellere dayanması gerektiği konusunda bir aydınlığa varmak ve o dersleri bu yeni aydınlığın ışığında yeniden düzenlemek gerekmektedir. Bu alanda örneğin Piage’nin görüşleri gibi bir temelden hareket etmek gayet verimli sonuçlar alınmasına olanak hazırlayabilir. Piaget, çocukların düşünmesindeki gelişimi belli düzeylere ya da dönemlere ayırmıştır. Örneğin bir çocuk sayı fikrini gereği gibi kavramadan, yüze kadar saymayı öğrenebilir. Gene Piaget’in düşüncesine göre, çocuğun belli bir dönemdeki özümleme uygunluk sağlama süreçleri, bundan sonra gelen dönem ya da aşamanın temel taşlarını oluşturur. Genel bir değerlendirme yapacak olursak, son zamanlara gelinceye kadar, eğitim sistemimizin, düşünce süreçlerinin çözümlenmesinden çok, bilimsel geleneklere bağlı kaldığını ve konuları, başlangıç düzeyi ve ileri bilgiler düzeyi olmak üzere ikiye ayırdığını söyleyebiliriz. Öğrenmenin yolunda gitmesi, dolayısıyla okul başarısı bir çok uygun koşulun bir arada bulunmasına bağlıdır. Her şeyden önce, çocukta zeka gelişmesi çocuğun yaşına uygunluk göstermelidir. Genel zeka dağılımında ortalamanın altına düşmemesi gereklidir. Okulda olduğu gibi toplum yaşamında da başarı büyük ölçüde zeka ile orantılıdır. Ancak zeka başarıyı belirleyen tek etken değildir. Bunun yanında başka koşullarda aranır. Örneğin çocuğun duyu organlarında bir bozukluk olmamalıdır. Görme bozuklukları ve ağır işitme öğrenmeyi önemli ölçüde etkiler. Çocuğun zeka yeteneğine dokunmayan, ancak algılamasını bazen kimi beyin sayrılıkları öğrenmeyi yavaşlatabilir. Örneği “özel okuma güçlüğü denen bir sayrılık vardır. Çocuğun kulaktan öğrenmesi yeterli olduğu halde, okumayı sökmesi ve yazması ya çok geri kalır, ya da çok yavaş gelişir. Algılamasındaki bozuk nedeniyle çocuk, simgeleri kavramakta zorluk çeker. Yanlış olarak geri zekalı sanılar. Öğrenme uygun ortamda gerçekleşebilir. Başka bir deyişle çocuk, erken uyarılma ve öğrenme olanağı bulmalıdır. Evdeki uyarı ve ilgi, okuldaki öğretime temeldir. Yoksul çocukların ve özellikle öksüz yuvalarında yetişen çocukların çorak toprakta yetişen bitkiler gibi, bedence ve zekaca güdük kalırlar. Yetenekler ancak uygun ortamda sevgi ile beslenerek açılıp serpilir. Çocuğun öğrenme istek ve çabası ona babaya benzeme eğiliminden hız alır. Başarıda aranacak başka bir etkende çocuğun ruhsal dengesinin yerinde olmasıdır. Çocuk öğrenmeyi köstekleyen bunalımlardan, iç çatışmalardan ve tedirginliklerden uzak durmalıdır. Aile içinde sürekli geçimsizlikler, yoksulluk, ağır hastalıklar, ayrılıklar öğrenmeyi olumsuz olarak etkiler. İçine dönük, sıkılan, korkak, kuruntulu çocuklar yetenekleri ölçüsünde başarı göstermezler. Doğaldır ki sayılan bu uygun koşullar var olduğu sürece zeki çocukların okulda ve toplumda başarıya ulaşma olasılığı çok yüksektir. Çok üstün yetenekli çocukların erişkin çağlara dek izlenmesi, bunların büyük çoğunluğun zekalarına uygun başarı düzeyine ulaştıklarını göstermektedir. Ancak küçük bir bölümünde çeşitli olumsuz etkenler sonucu, yeteneklerinin çok altında işlerde çalıştıkları saptanmıştır. ZEKANIN ÖLÇÜLMESİ (ZEKA TESTLERİ) Bir tanıma göre zeka, zeka testleri yardımıyla ölçülen şeydir. Zekayı ölçmek için harcanan çabalar pratik ve insancıl düşüncelerden doğmuştur. Bu alandaki ilk çabalar, geri kalmış çocukların gerçek güçlerini ve sınırlılıklarını ortaya koyma amacına yönelmiş bulunuyordu. Tipik bir genel zeka testi,bir toplam puan verecek şekilde, bazı somut işlerin başarılmasına dayalı bir bütündür. Çocuklar için hazırlanmış testler, çeşitli olgunlu düzeyine göre onların yeteneklerini ölçmeye yardım eder. Örneğin çocuktan, çeşitli biçimdeki parçaları bir tablodaki çukurlara yerleştirmesi , kendisine söylenen rakamları tekrarlaması, bazı eşya ve resimlerin adlarını söylemesi istenir. Bebeklikte ve ilk çocuklukta zihin yeteneğinin ölçülmesi için 1933 yılında Bayley’in geliştirdiği bir yöntem vardır. Bu yöntem 1958 yılında, sese karşı tepki, belli bir nesneye uzun süre bakmak, ipin ucuna bağlanmış bir halkayı ele geçirmek gibi çeşitli becerilerinde eklenmesiyle zenginleştirilmiş bulunuyor. Büyük çocuklara uygulanan zeka testleri ise, kelime bilgisi zenginliğini, çeşitli problemleri çözümünü, kısa dönemli ezberleme gücü, öğrenme hızı yazılı bir metni anlama yorumlama yeteneğini ve gözlemli ezberleme gücü, öğrenme hızı, yazılı bir metni anlama ve yorumlama yeteneğini ve gözlemlenen olgulardan tümevarım yada tümdengelim yoluyla sonuçla çıkarma başarısını ölçmeye çalışmaktadır. STANFORD-BİNET CETVELİ (TEST) Zeka testleri arasında en tanınmışı olup, Binet tarafından ilk uygulanması yapılmış, son olarak 1960 yılında Terman-Merril tarafından geliştirilmiş ve gözden geçirilmiştir. İki yaşından büyüklere uygulanan bu testte, güçlük dereceleri gittikçe artan bir takım test sonuçları vardır. Her soru “geçti” ya da “kaldı” diye değerlendirilir. 2-4 yaş dönemi için her 6 aya 6 soru düşmektedir. Bundan sonraki yaşlar için,14 yaşına kadar, her yıl için 6 soru daha ekleniyor. Bundan sonra ise “ortalama yetişkin” için düzenlenmiş ayrı testler vardır. Sorular, belli bir yaştaki normal çocuğun başarıyla cevaplandırabileceği şekilde hazırlanmıştır. Çocuğun bu cetvel yardımıyla ölçülen yeteneği zihin yaşı adını alıyor. Eğer çocuk, üç yaşın bütün sorularını doğru cevaplandırmışsa ve bu yaştan sonrasına ait soruları başaramamışsa o çocuğun yaşı (zihin yaşı) henüz 3 demektir. Bu yaş sorularını üstünde başardığı diğer sorular için kendisine ek puan verilecektir. 2,3,4 yaş düzeyleri için hazırlanmış her soru bir ayı ifade ediyor. Böylece 3 yaşın bütün sorunlarını, 4 yaşın 12 sorusundan da 4’ünü bilen bir çocuğun zihin yaşı 3 yaş 4 aylık oluyor. ZEKA BÖLÜMÜ Standford-Binet cetveli uygulandığında, çocuğun ne derecede parlak bir zekaya sahip olduğunu anlamak için, zihin yaşı çocuğun takvim yaşına bölünür, bulunan değer 100 ile çarpılır, çıkan sonuç zeka bölümü adıyla anılır. Bu rakam çocuğun zekasının bir göstergesi olarak ele alınır. Böylece, zihin yaşı, 3 takvim yaşı da 3 olan bir çocuğun IQ’su 100; zihin yaşı 4, takvim yaşı3 olan bir çocuğun IQ’su ise 67 olarak hesaplanabilir. Zeka katsayısı=zeka yaşı: gerçek yaş *100 Dünya Sağlık Örgütünün Önerdiği Zeka Sınıflaması 0-20 derin zeka geriliği, 20-35 ağır zeka geriliği, 35-50 orta dereceli zeka geriliği, 50-70 hafif dereceli zeka geriliği,70-79 sınırda zeka geriliği, 80-89 donuk zekalılık, 90-109 normal zeka, 110-119 parlak zeka, 120-129 üstün zeka, 130 çok üstün zeka