Make your own free website on Tripod.com
OTİZİM

UYUMSUZLUK ÇEŞİTLERİ

Genel olarak uyum sorunları üzerinde uzmanlar farklı sınıflandırmalar yapmakla birlikte, genellikle gelip geçici olan ve psikoz veya psiko-somatik bir hastalık teşkil etmeyen durumlar uyum veya davranış bozuklukları uyum bozuklukları adı altında toplanmaktadır. Yörükoğlu çocuktaki ruhsal sorunları 4 başlık altında toplamıştır.

Davranış bozuklukları

Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı olarak, iç çatışmalarını, huzursuzluklarını davranışa yansıtması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu çocukların genellikle çevreleri ile olan ilişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Bu grup altında hırçınlık, sinirlilik, geçimsizlik, kavgacılık, okuldan veya evden kaçma, yangın çıkarma, sürekli başkaldırma ve kuralları çiğneme gibi problemleri toplayabiliriz.

Duygusal bozukluklar

Bu gruptaki sorunlar çocuğun çevresinden çok kendisini rahatsız eden problemlerdir. Korkular,kaygı, saplantılı düşünceler, uyku bozuklukları, kekemelik ve tikler bu sorunlardandır. Bu belirtileri gösteren çocuklar çevreleri ile ilişkileri çok bozuk olmayan gergin, güvensiz, çekingen çocuklardır. Kendi iç sorunlarını dışa yansıtmaktan çok kendilerine yönelten kaygılı çocuklardır.

Alışkanlık bozuklukları

Çocukluk döneminde sıklıkla görülen parmak emme, tırnak yeme, masturbasyon, alt ıslatma, dışkı kaçırma gibi alışkanlıkları ile ilgili problemler bu grupta toplanmaktadır.

Ağır ruhsal bozukluklar

Bu grupta ileri derecede uyumsuzluk olarak nitelendirilen ruhsal hastalıklar yer alır. Şizofreni, paranoid, affektif gibi psikozlar, otizm ve depresyon bu grupta yer alan problemlerdir.

UYUMSUZ ÇOCUKLARIN TEŞHİSİ

Uyumsuz çocukların mümkün olduğu kadar erken tanınması uyumsuzluğun önlenilmesi açısından son derece önemlidir. Uyumsuz davranışlar ne kadar erken teşhis edilir ve tekrarı önlenirse yeni uyum davranışlarının kazandırılması o oranda kolay olur.Uyumsuz çocukların eğitiminde öncelikle problem davranışların saptanması, ortadan kaldırılması ve istendik davranışların kazandırılması gerekmektedir.

Erken teşhis eğitimin temel ilkelerinin başında gelmektedir. Oyun, çocuk için en iyi teşhis aracıdır. Ancak, uyumsuzlukların hepsinde çocuk öncelikle tıbbi muayeneden geçirilmelidir. Yapılan muayene ve tetkikler sonucunda çocuğun sağlıklı olduğu anlaşıldığında zeka,yetenek,sosyal ve uyum testleri yapılmalıdır.

Tıbbi Teşhis

Çocuğun sağlık durumunun ilgili uzman doktorlarca ayrıntılı olarak incelenmesidir.


Herhangi bir bedensel özrünün bulunup bulunmadığı ve/veya sürekli hastalık durumları

Tıbbi muayeneleri sonucunda sağlıklı olarak belirlenen çocuklarda psikolojik tanı yapılır.

Psikolojik Tanı


Tüm bu testlerden sonra testler değerlendirilir ve tedavi çizelgesi hazırlanır. Oyun terapisi veya serbest zaman aktiviteleri gibi yöntemle çocuğun egosu güçlendirilebilir. Bireysel veya grup terapisine alınabilir, resim, dramatizasyon, müzik, sanat çalışmaları, spor çalışmaları, izcilik, kampçılık, dağcılık çalışmaları ile sağaltım yapılabilir.Tedavide çocukla bireysel terapi yapılabileceği gibi bazı durumlarda aile terapisi de yapılabilir.

SAVUNMA MEKANİZMALARI

Benlik organizmanın çevreye uyumunu sağlamak için çaba gösterir. Altben'den gelen istekler doyum ararken, üstben'in kurallarına da uymaya çalışır. Eğer üstben altben'den gelen isteklerin doyurulmasına izin vermezse ve katı kuralları beni zorlarsa ben güç duruma düşerse çözüm yolu olarak çeşitli savunma mekanizmaları kullanır. Bu savunma mekanizmaları eğer benliği kuvvetlendirici etkilerde bulunurlarsa sağlıklı, fakat benliğin işlevini engelleyici etkilerde bulunurlarsa patalojik olarak görülürler. (Özdoğan 1997)

Freud'a göre bebek "id" adını verdiğimiz içgüdüsel enerji ile dünyaya gelir ve id yaşamak için gerekli olan cinsellik ve saldırganlık içgüdülerinin deposudur. İd aralıksız olarak sonucu ne olursa olsun haz alma ve doyurulma çabası içindedir Süperego ise toplumun istek ve sorumluluğunu içerir. Süperego çocuğa ailesi ve toplum tarafından aktarılan geleneksel değerlerin temsilcisi olup ödül ve cezalarla pekiştirilir. Süperego bireyin, davranışlarının doğru ve yanlış olduğuna karar verip toplum tarafından onaylanan değer yargılarına göre davranmasını sağlar ve 3 yaşından sonra gelişmeye başlayıp, 5-6 yaşından sonra sağlıklı fonksiyon gösterebilir. İd'in sürekli haz almayı istemesi ve süperegonun onu hazı ertelemesi kişide çalışmaya ve kaygının artmasına neden olur. Böyle bir durumda ego akıllı bir araç olarak ikisinin ortasını bulmaya ve çatışmanın azalmasını sağlamaya çalışır. Ego id'i denetim altında tutar ve gerçek dünya ile id arasında aracı görevi görür. Ego, akılcı ve pratik olarak; id'in arzu ve isteklerini mümkün olduğunca yerine getirmeye çalışır ve onu eğitmeye çalışmaz. (Cüceloğlu 1992)

Bu üç öğeden birinin bozukluğu kişilik bozukluğuna yol açar. Ego'nun yeterince gelişemediği ve çocukta kaygının çok fazla olduğu durumlarda denge sağlanamayabilir ve böyle durumlarda kişi savunma mekanizmalarını kullanmaya başlar. Ancak, savunma mekanizmalarının çok kullanılması da bazı bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Belli başlı savunma mekanizmaları şunlardır;
1- Bilinçaltına bastırma

Üstben tarafından izin verilmeyen duygu ve düşüncelerin, altben'den gelen isteklerin bastırılması, bu bastırılma için kuvvet sarf etmesi ve yanlış bir dünya algısının ortaya çıkmasıdır. Kısaca, bizde derin kaygı uyandırabilecek düşünceleri bilinç altına iterek bastırır ve böylece olumsuz düşüncenin etkisi altında ortaya çıkabilecek kaygıyı önlemiş oluruz. Kişinin istemediği ve ona acı veren istek ve arzuları bilinçdışına iterek orada tutar. Ancak baskı altına alınan ya da bastırılan bu duygular düşünceler ve geçmiş yaşantılar çoğu kez simgesel bir biçimde rüyalarda ya da dil sürçmeleri şeklinde kendini gösterir.Baskı mekanizması kişiye tehlikeli isteklerini denetim altında tutmada ve sarsıcı olayların ilk tehlikeli isteklerini denetim altında tutmada ve sarsıcı olayların ilk etkilerini hafifletmede yardımcı olur. Ancak bu mekanizma bazen kişinin yüzleşerek gerçekçi yollardan halletmesi gereken yaşantıları da bilinçten uzaklaştırarak sağlıksız bir nitelik kazanabilir.

2-Yansıtma

Bireyin kendinde bulunan kusurları başkalarında görme davranışına yansıtma denir. Yansıtmada kişi kendi eksikliklerinin ve yenilgilerinin sorumluluğunu veya suçunu başkalarına yüklediği gibi, kendinde suçluluk sorumluluğunu veya suçunu başkalarına yüklediği gibi, kendinde suçluluk uyandırarak nitelikteki dürtü, düşünce ve isteklerini diğer insanlarda maledebilir. Örneğin, derslerinde ve sınavlarında başarısız olan öğrencinin başarısızlığını öğretmene yüklemesi bu türden bir savunma mekanizmasıdır. Veya oyuncak koltuktan düşen küçük bir çocuğun koltuğu tekmelemesi de bu tür yansıtma mekanizmasının bir sonucudur.

Bazı insanlar ise düşmanlık duygularını çevrelerinden kendilerine yönelmiş gibi yorumlayabilir veya kendisi ile ilgili değersizlik duygularını insanların onu küçümsediği şeklinde yorumlayabilir. Böyle insanlar, çevrelerindeki insanların kendilerine karşı çok duyarlıdırlar ve içsel güvensizliğin dış dünyaya bu şekilde yansıtmasına halk dilinde "alınganlık" da denir. Nevrotik kişilerde bu duygu çok yoğun olduğundan, kendilerine verilen değeri ve yakınlığı kabullenmez ya da psikoz sınırlarını zorlayan,mantık dışı duyarlılıklar gösterirler. Bu tür tepkileri sürekli gösteren kişilerde "Paranoid eğilimlerin" varlığı söz konusudur. Paranoid kişiler, çevrelerindeki insanların davranış ve sizlerini yanlış yorumlama eğilimindedirler.

3-İnkar

Bazı durumlarda kişi çok zor ve rahatsız edici türdeki yaşantılar karşısında, bu olayların varlığını veya yaşanmış olduğunu bilmezlikten anlamazlıktan gelerek inkar edebilir. Bu şekilde olayları inkar etmek yolu ile onların yaratacağı heyecansal ve anlıksal sarsıntılardan ve uyum zorluklarından kurtulmaya ve doğabilecek kaygıları önlemeye çalışır. Örneğin; babasını kaybeden küçük bir çocuk sürekli olarak arkadaşlarına akşam veya hafta sonu yaptıkları ile ilgili hikayeler anlatabilir ve onun sağlığındaki davranış ve tutumları devam edebilir.

4-Yön değiştirme

Kişinin isteklerini ve kızgınlıklarını gerçek kızılan kişiye değil de daha az zarar gelecek bir kişiye yöneltmesi veya o tepki yerine başka bir tepkinin gösterilmesidir. Yön değiştirme, kızgınlık veren duygunun ait olduğu nesne ya da durumla hiçbir ilgisi olmayan bir nesne ve duruma yönlendirilmesi veya tehlikeli sayılan duygunun yarattığı tepkinin yerine başka bir tepkinin gösterilmesi şeklinde iki biçimde görülebilir.

Birinci gruptaki tepkilere günlük yaşantımızda çok sık rastlayabiliriz. Örneğin; müdürüne kızan memurun karısına, kocasına kızan kadının çocuğuna, öğretmenine kızan öğrencinin arkadaşına gösterdiği tepkiler bu türden tepkilerdir. Yön değiştirme mekanizmaları bazen küfür, yıkıcı eleştiri veya dedikodu şeklinde simgesel bir çağrışım sürecinden geçerek farklı bir nitelik kazanabilir.

İkinci tur yön değiştirme mekanizmasında ise tehlikeli sayılan duygu bir nesneden veya durumdan diğerine yön değiştirebildiği gibi, fobiler dediğimiz farklı bir tepkiler şeklinde de ortaya çıkabilir. Fobilerde tepkinin yönlendirildiği bu yeni nesne veya durum gerçekte bir tehlike taşımaz.

6-Mantığa bürünme

Kişi yapamadığı veya başaramadığı bir şeyi mantıksal açıdan ele alarak kendince nedenler ve mazeretler bularak, kendi davranışını olduğundan daha az yanlış veya farklı gösterme eğilimindedir. Örneğin, kırmızı ışıkta geçen şoför "yol boştu" veya "herkes geçti" gibi mazeretler göstererek, kendi davranışını makul göstermeye çalışabilir.

6-Özleştirme

Kişinin bir diğer insanın ya da bir grubun bazı özelliklerini ve inançlarını benliğine katarak kişiliğinin parçası durumuna getirmesidir. Özleştirilen nesneler ve kavramlar kişi tarafından ya kullanılır ya da yıkılıp yok edilir. Örneğin, çocuk süperegosunu anne-babasının diğer yargılarını özleştirerek geliştirir. Önceleri anne-babasından sürekli olarak alınan bu değerler zamanla kişiliğinin bir parçası durumuna gelir.

7-Özdeşleşme

Okulöncesi yıllarda anne-babayı model olarak başlayan özdeşleşme ile çocuklar onların hareket, tutum, konuşma ve diğer tepkilerini taklit ederler. Daha sonraki yıllarda anne-babanın yerini öğretmenler, arkadaşlar, toplumda değer gören sporcular, yıldızlar gibi kişiler kişinin özdeşim modellerinin yerini alır. Eğer birey kendinde bulunan özellikleri özenilir bulmazsa, kendisi olmaktan çıkıp istenilen özelliklere sahip başka biriymiş gibi kendini algılamaya ve davranmaya başlar. Kişinin kendini bir başkasının yerine koyma ve davranma eğilimine "özdeşleşme" denir

Özleştirme ve özdeşleşme mekanizmalarının ortak yönleri bulunmakla birlikte; özdeşleşmede kişi kendi değer ve beklentilerine uyan insan veya kavramları benimserken, özleştirmede kişi kendi değerlerine karşıt da düşse bunları kabul eder. Örneğin, bir kişinin düşüncelerine uygun düşen bir siyasal öğretiyle özdeşleşmesi kendi seçimiyle olur.

8-Yüceltme

İlkel nitelikteki eğilim ve istekler doğal amaçlarından çevrilerek toplumca beğenilen etkinliklere dönüştürülürler. Gerçekleştirilmesi olanaksız olan gereksinmelerin, düşünsel ya da sanatsal yönden gerçekleştirme, toplumun kabul edileceği yönde enerjinin boşaltılmasıdır. Tüm başarılı savunma mekanizmaları "yüceltme" başlığı altında toplanabilir. Örneğin; şiir yazmak, resim yapmak gibi.

9-Gerileme

Kişinin o andaki gereksinimleri yaşına uygun doyurulmazsa, daha önceki gelişim aşamalarına dönüş görülür. Örneğin, yeni bir kardeşin dünyaya gelişiyle kendisine gösterilen ilginin azaldığını fark eden çocuk, daha çok ilgi gördüğü dönemlere dönerek parmağını emebilir, bebeksi konuşmaya başlayabilir veya altını ıslatabilir. Kimi yetişkinler sevgiden yoksun kaldığında ya da zorlamalı bir durumda aşırı yemek yiyerek oral döneme geriler. Yaşlı insanlarda ise sık sık geçmişten söz etme ve anılarda yaşama biçiminde görülür.

10-Saplanma

Kişiliğin duygusal ve zihinsel yönlerinin sürekli gelişmesi ve olgunlaşmasıyla aşılır. Ancak bazı insanda kişiliğin bazı yönleri belirli bir düzeyde takılır ve gelişimini sürdüremez. Bu durum, bazı olgunlaşmamış kişilik ögelerinin sürekli olarak yaşanmasına neden olur. Böyle bir kişilik uyumlu bir bütünleşmeden yoksun kalır. Dolayısıyla duygular olgun bir düzeye ulaşamaz ve biyolojik olgunlaşma ile duygusal tepkiler arasında bir uyuşmazlık ortaya çıkar. Kişiliğinin bazı yönlerinin gelişiminin belirli bir düzeyde durması ve bu nedenle olgunlaşmasının gerçekleştirilememesine "saplanma" denir. Bu takılma kişiliğin zihinsel yönüyle değil duygusal ögeleriyle olduğundan bazı kişiler yetişkin döneme ulaşmalarına ve iyi bir öğrenim görmüş olmalarına karşın sorumluluk üstlenemeyen veya bağlılık biçiminde yaşamını sürdüren insanlar vardır. Kusurlu ana-baba tutumları sonucu oluşan saplanma mekanizmasında kişiliğin bazı bölümleri normal evrimleri sürdürürken, bazı bölümleri belirli bir gelişim dönemine ait özellikleri yaşam boyu taşır ve kişiliğin karakter yapısına malederler.

11-Dönüştürme

Zorlayıcı duyguların yön değiştirmesi ve bedensel olarak yaşanmasıdır. Dönüştürme, anksiyete yaratabilecek bilinçdışı duyguların bilinç düzeyine erişmesini engelleyebilmek ya da zorlama yaratan çevresel durumlardan kaçabilmek amacıyla "histerik kişilik" denilen karakter özellikleri gösteren kişiler tarafından kullanılan ve gerçek organik bir nedeni olmayan bedensel hastalık belirtileri düzeyinde ortaya çıkan, nevrotik düzeyde bir savunma mekanizmasıdır. Örneğin, baş ağrısı, nefes alma güçlüğü, bazı bayılmalar ve felçlerde bu türden belirtilerdir.

12-Çözülme

Kendi aralarında birlik oluşturan bir ruhsal etkinlik kümesinin, kişiliğin geri kalan bölümüyle bağlarını kopararak, bağımsız bir biçimde etkinlik göstermesi durumuna "çözülme" denir. Anksiyetenin çok yoğun olduğu durumlarda kişilik düzeni o denli bozulabilir ki, savunma mekanizmaları, bilinçli, belleği ve hatta bazen kişinin tümünü egemenliği altına alır ve psikozu andıran dramatik belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur.

Kişi bir düş dünyasının içindeymişcesine aşırı duygusal tepkiler gösterir, şaşkındır ve dramatik davranışlarda bulunur, saçma ve bağlantısız biçimde durmaksızın konuşur. Bu tür çözülme tepkileri, kişinin bazı isteklerini bir düş dünyasında gerçekleştirme çabasının veya geçmişteki sarsıcı bir yaşantının yeniden canlandırılmasının anlatımı olabilir. Bazen de kişinin duygusal doyumdan yoksun yaşamına duygusal bir öge katmak çabası olarak da ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda, kişi genellikle kendisine ilişkin romantik ve dramatik nitelikte, olağandışı öyküler yaratır ve anlatır. Geçici olarak ortaya çıkan çözülme tepkilerinden sonra kişi tepki sürecinde yaptıklarını veya anlattıklarını hatırlamaz.

13-Duygusal soyutlanma

Bu savunma mekanizması farklı biçimlerde görülebilir. Bazı kişiler, diğer insanlardan bağımsızlık kazanarak iç ve dış gereksinimlerinin onlar tarafından etkilenmesine karşı önlem almasıdır. Örneğin, bazı insanlar çevrelerinden bağımsız olabilmek için para biriktirebilir. Ancak bu para zevkler için kullanılmayıp, daha sonraki olası zor günler için saklanır. İçsel gereksinimler yönünden bağımsız olma ise, ilişkilerinde duygusallığa yer vermeyerek düş kırıklığına ve incitmeye karşı konuma biçiminde görülür.

14-Yapma-Bozma

Ana-babanın ve daha sonraları toplumun özleştirilen değerleri kişiye uygunsuz davranışlardan ötürü kendisini suçlama, yargılama ve cezalandırma sorumluluğunu yükler. Yapma-bozma mekanizması kişinin kendisi ve çevresi tarafından onaylanmayacak düşünce veya davranıştan vazgeçmesi ve eğer böyle bir söz ya da eylem dışa vurulmuşsa, ortaya çıkan durumu onarması ile belirlenir. Bu mekanizma suçluluk duygularına karşı geliştirilir. Bu mekanizma günlük yaşamda çok sık kullanılır. Örneğin, hatalı davranışlarımız için dilediğimiz özürler, günahlarımıza karşı verdiğimiz sadakalar bu mekanizmanın ürünleridir.

15-Karşıt-tepki oluşturma

Suçluluk duygusu yaratan tehlikeli istekler çok yoğun olduğunda bunların baskı altında tutulması da güçlendiğinden kişi, bu isteklerinin tam karşıtı olan bilinçli tutum ve davranışlar geliştirerek kendini korumaya çalışır. Bu şekilde, baskıya alınmış düşmanca duygular sevgi gösterileriyle, saldırgan istekler sevecenlikle, cinsel istekler ahlak savunuculuğuyla, eşcinsel eğilimler karşı cinse yönelik abartılmış ilgi ve etkinliklerle maskelenir. Böylece kişi, içsel dürtülerine kesin engeller koyarak baskı mekanizmasını pekiştirir ve duygularını bilinç düzeyinden uzak tutmuş olur.

Karşıt-tepki mekanizmasını kullanan kişiler, kendi yaşamlarını olduğu gibi, yakın çevresindeki insanların davranışlarını da baskı altında tutma eğilimindedirler. Yaşam alanlarını dar tutarak kendilerini koruduklarından, içsel isteklerini kışkırtabilecek her türlü değişikliğe ve yeniliğe karşı çıkarlar.

16-Neden bulma

Günlük yaşamda herkesin kullandığı bir mekanizmadır. Bu mekanizma, geçmiş, şu an veya gelecek için tasarladığımız davranışlara, mantıklı ve toplumun onayladığı açıklamalar getirme biçiminde işler. Neden bulma mekanizması, gerçekleştirilememiş isteklerin yarattığı düş kırıklığını yumuşatma amacıyla kullanılır. Neden bulma her ne kadar kişiye gereksiz engellenme duygularından korur ve yetersizlik duygularının hafiflemesine yardımcı olursa da karşılığı kişinin kendini aldatmasıyla ödenir.

17-Duygudaşlık ve Boyun Eğme

Kişinin normal ilişkilerde kendine olan saygısını koruyabilmesi için sevgi alışverişinin eşit koşullarda olması gerekirken, duygudaşlık mekanizmasında kişi sürekli bir şeyler vererek kendini kabul ettirme ya da tam karşıtı diğer insanlarla ilişkilerinde asalak bir yaşantı sürme eğilimindedir. Çevresinde sürekli iyi insan olarak olma ve sevgi kazanma eğilimindedirler.

Ancak bazı insanlar sevgi kazanma çabası yerine, zorlanımlı bir boyun eğme tutumu da gösterebilirler. Bu kişilerin diğer gruptakilere göre sevgiyi kazanma umutları da yoktur ve uysallık davranışlarını sevgi kazanmaktan çok güvenlik sağlayabilmek amacıyla geliştirilmişlerdir. Bu kişiler, anksiyete yoğunluğu nedeniyle sevgiye inançsızlık kesindir ve bu nedenle çevrelerindeki insanların tümüne ayrım yapmaksızın boyun eğerek güvenlik sağlarlar.

18-Hayal Dünyasına Kaçma

Kişinin içinde bulunduğu durum eğer kaygı uyandıran bir durumsa, hayal dünyasına kaçıp orada daha hoş bir durum içinde kendini düşünerek, içinde bulunduğu bir durumun ortaya çıkardığı kaygıdan kurtulmuş olur. Örneğin, fakir bir genç kendini sürekli zengin bir ortamda hayal ederek bu kaygılarından kurtulabilir.

19-Telafi

Kişi kendini zayıf gördüğü bir alandaki eksikliğini kuvvetli olduğu başka bir alandaki başarısı ile örtmeye çalışarak, ortaya çıkabilecek kaygılardan kurtulabilir. Örneğin, zeka kapasitesi sınırlı bir kişi sporda veya el becerilerinde daha başarılı olabilir ve eksikliğini giderebilir.

20-Parçalanma

Anksiyetenin normal ya da nevrotik düzeyde işleyen savunma mekanizmalarıyla denetim altına alınamadığı bazı durumlarda ego, bu katlanılması güç duygudan kurtulabilmek amacıyla kendini parçalama yolunu seçebilir. Parçalanma mekanizması sonucu ortaya çıkan ruhsal duruma "psikoz" denir. Zorlanma karşısında bir insanın nevrotik ya da psikotik savunma yöntemlerinden hangisine başvuracağını belirleyen etmen yapısal farklılıktır. Kişiliği parçalamanın amacı yok olmak değil, varoluşu sürdürmeye çalışmaktır.

Çocuklukta ruhsal hastalıkların içinde en ciddi olanı psikozlardır. Psikozlar iki genel kategori içinde incelenir; Fonksiyonel bozukluklar, herhangi bir beyin zedelenme veya bozukluğuna bağlanmadığı zaman görülen psikozdur. Fonksiyonel psikozlardan en yaygın olanları şizofreni ve psikotik duygusal bozukluktur. Beyin zedelenmesi, tümörü ya da beynin çalışmasındaki aksaklıklardan doğan psikozlara ise organik psikozlar denir. Genel felç, ihtiyarlık bunaması, alkolik psikoz ve sara organik psikozlara örnektir. Ağır bir kişilik parçalanması söz konusu olan psikozlarda nevrozlara göre daha ileri ve daha ağır ruhsal dengesizlikler görülür. Psikozlu kişi toplum içindeki durumunu koruyacak ve sorumluluklarını sürdürebilecek durumda değildir. Nevrozlarla psikozlar arasında bazı farklılıklar vardır Bunlar;


PSİKOZLARIN TİPLERİ


ŞİZOFRENİK REAKSİYONLAR

1850'lerde yavaş yavaş çevreye olan ilgisi azalan, yalnızlığı seven, bir-iki kişiye tanı konmasıyla ortaya çıkmaya başlamış sonra 1860'lardan itibaren de MOREY adlı bir psikiyatrist bunu ortaya çıkarmış ve "erken bunama" adını vermiştir. Çünkü bütün bu hastalık grubundaki insanların semptomların erken yaşta görüldüğünü bulmuş. Onun için erken bunama adını vermiş. Daha sonra KREPLİN bu hastalığın temel özelliğini kişilik parçalanması olarak belirlemiş. 1911'de kişiliğin parçalanması şizofren kelimesiyle ortaya atılmış daha sonra kişilik parçalanmasıyla şizofrenin bir takım ortak belirtilerinin olduğu belirlenmiş. Bunlar: 1-Duygu bozuklukları 2-Assocciation (Çağrışım) : Bir kelime ya da olayın başka bir olayı yada kelimeyi çağrıştırması 3-Ambivalance (Zıtlık): Zıt düşüncelerin beraber olması. Ağlamak-gülmek gibi. UYUMSUZLUK ÇEŞİTLERİ Genel olarak uyum sorunları üzerinde uzmanlar farklı sınıflandırmalar yapmakla birlikte, genellikle gelip geçici olan ve psikoz veya psiko-somatik bir hastalık teşkil etmeyen durumlar uyum veya davranış bozuklukları uyum bozuklukları adı altında toplanmaktadır. Yörükoğlu çocuktaki ruhsal sorunları 4 başlık altında toplamıştır. Davranış bozuklukları Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı olarak, iç çatışmalarını, huzursuzluklarını davranışa yansıtması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu çocukların genellikle çevreleri ile olan ilişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Bu grup altında hırçınlık, sinirlilik, geçimsizlik, kavgacılık, okuldan veya evden kaçma, yangın çıkarma, sürekli başkaldırma ve kuralları çiğneme gibi problemleri toplayabiliriz. Duygusal bozukluklar Bu gruptaki sorunlar çocuğun çevresinden çok kendisini rahatsız eden problemlerdir. Korkular,kaygı, saplantılı düşünceler, uyku bozuklukları, kekemelik ve tikler bu sorunlardandır. Bu belirtileri gösteren çocuklar çevreleri ile ilişkileri çok bozuk olmayan gergin, güvensiz, çekingen çocuklardır. Kendi iç sorunlarını dışa yansıtmaktan çok kendilerine yönelten kaygılı çocuklardır. Alışkanlık bozuklukları Çocukluk döneminde sıklıkla görülen parmak emme, tırnak yeme, masturbasyon, alt ıslatma, dışkı kaçırma gibi alışkanlıkları ile ilgili problemler bu grupta toplanmaktadır. Ağır ruhsal bozukluklar Bu grupta ileri derecede uyumsuzluk olarak nitelendirilen ruhsal hastalıklar yer alır. Şizofreni, paranoid, affektif gibi psikozlar, otizm ve depresyon bu grupta yer alan problemlerdir. UYUMSUZ ÇOCUKLARIN TEŞHİSİ Uyumsuz çocukların mümkün olduğu kadar erken tanınması uyumsuzluğun önlenilmesi açısından son derece önemlidir. Uyumsuz davranışlar ne kadar erken teşhis edilir ve tekrarı önlenirse yeni uyum davranışlarının kazandırılması o oranda kolay olur.Uyumsuz çocukların eğitiminde öncelikle problem davranışların saptanması, ortadan kaldırılması ve istendik davranışların kazandırılması gerekmektedir. Erken teşhis eğitimin temel ilkelerinin başında gelmektedir. Oyun, çocuk için en iyi teşhis aracıdır. Ancak, uyumsuzlukların hepsinde çocuk öncelikle tıbbi muayeneden geçirilmelidir. Yapılan muayene ve tetkikler sonucunda çocuğun sağlıklı olduğu anlaşıldığında zeka,yetenek,sosyal ve uyum testleri yapılmalıdır. Tıbbi Teşhis Çocuğun sağlık durumunun ilgili uzman doktorlarca ayrıntılı olarak incelenmesidir. · Mide ve bağırsak hastalıkları · İç salgı bezlerinin çalışma durumu · Görme ve işitme · Sinir sisteminin işleyişi · Sağlık geçmişleri Herhangi bir bedensel özrünün bulunup bulunmadığı ve/veya sürekli hastalık durumları Tıbbi muayeneleri sonucunda sağlıklı olarak belirlenen çocuklarda psikolojik tanı yapılır. Psikolojik Tanı · İlk yapılması gereken bireysel zeka testleridir. Bu test çocuğun zekasını ve yeteneklerini belirlemeye yarar. · Yetenek testleri · Aile ile görüşülerek onların bilgileri ve görüşleri alınmalı · Psikolojik testler verilmeli · Kişilik testleri verilmeli (bunun içine çocuğun kendini ifade edemediği durumlarda ip ucu görevi gören cümle tamamlama ve CAT gibi projektif teknikler girer.) · Gözlem yapılmalı Gözlem yapılırken tarafsız davranılmalı, esnek olmalı ve gözlem yapıldığı çocuğa hissettirilmemelidir. · Çocukla görüşme yapılmalı, görüşmede çocuğu sıkıntıya sokmadan genel sorular sorulmalıdır. Önemli olan çocukla ilgilenildiğinin gösterilmesi ve güven duygusunun verilmesidir. Ancak aşırıya kaçılmamalı ve çocukla sorunun nereden kaynaklandığının bulunup çocuğun çözmesine izin verilmelidir. Yapılacak etkinlikler birlikte düzenlenmeli ancak ilk tepki çocuktan gelmelidir. Çocukla zorla konuşulmaya çalışılmamalı ve etkinlikler için zorlanılmamalıdır. Örneğin, çocuktan bir aile resmi çizmesini isteyebilir ve resimdeki kişiler ve ne yaptıkları hakkında konuşarak çocuğun bu konudaki duygu ve düşünceleri belirlenebilir ve problem aileden kaynaklanıyorsa bu yolla problem belirlenebilir. Tüm bu testlerden sonra testler değerlendirilir ve tedavi çizelgesi hazırlanır. Oyun terapisi veya serbest zaman aktiviteleri gibi yöntemle çocuğun egosu güçlendirilebilir. Bireysel veya grup terapisine alınabilir, resim, dramatizasyon, müzik, sanat çalışmaları, spor çalışmaları, izcilik, kampçılık, dağcılık çalışmaları ile sağaltım yapılabilir.Tedavide çocukla bireysel terapi yapılabileceği gibi bazı durumlarda aile terapisi de yapılabilir. SAVUNMA MEKANİZMALARI Benlik organizmanın çevreye uyumunu sağlamak için çaba gösterir. Altben'den gelen istekler doyum ararken, üstben'in kurallarına da uymaya çalışır. Eğer üstben altben'den gelen isteklerin doyurulmasına izin vermezse ve katı kuralları beni zorlarsa ben güç duruma düşerse çözüm yolu olarak çeşitli savunma mekanizmaları kullanır. Bu savunma mekanizmaları eğer benliği kuvvetlendirici etkilerde bulunurlarsa sağlıklı, fakat benliğin işlevini engelleyici etkilerde bulunurlarsa patalojik olarak görülürler. (Özdoğan 1997) Freud'a göre bebek "id" adını verdiğimiz içgüdüsel enerji ile dünyaya gelir ve id yaşamak için gerekli olan cinsellik ve saldırganlık içgüdülerinin deposudur. İd aralıksız olarak sonucu ne olursa olsun haz a

OTİZİM

P>Kanner 1943 yılında, yaşamın ilk yıllarında görülen, sosyal ilişki ve iletişim alanlarında bozukluk ve olağan dışı çevresel tepkilerle karakterize şizofrenisinden belirli çizgilerle ayrılabilen bir bozukluk olarak ilk kez "erken bebeklik otizmini" tanımlamıştır. 1970'lerde çalışmaların çoğunluğu bebeklik otizminin çocukluk ve yetişkinlikte görülen şizofrenik bozukluktan bağımsız farklı bir olduğunu ortaya koymuşlardır. Yapılan karşılaştırmalı araştırmaların sonuçları, iki grubun özellikle bazı alanlarda, belirgin olarak birbirinden ayrıldığını göstermiştir. Bunlar;

1-Aile, genetik ve sosyal değişkenler:

Çocukluk otizmi orta ve üst sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarında görülürken, şizofrenik bozukluklar daha çok alt sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarında görülmektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar otizmin sadece orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen ailelerin çocuklarında görülmediği ve sınıf dağılımında bir farklılık olmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca şizofrenik çocukların anne-babalarında %10 civarında artan şizofreniye rastlanırken bu otistik çocuklar için geçerli değildir. Otistik çocukların aileleri ile ilgili yapılan çalışmalar genellikle bu çocukların ana-babalarının çoğunlukla obsesif özelliklere sahip, kültür düzeyi yüksek, çocukları ile yetirince duygusal ilişki kuramayan aileler olduğunu ancak, bu bozukluk için yeterince açıklayıcı olmadığını göstermiştir. Ayrıca otistik çocukların ailelerinde ciddi ruhsal bozukluklar olduğu ve evlilik ilişkilerinde yüksek stress ve depresyon olduğu belirlenmiştir. Otizm ile ilgili aile ve ikiz çocuklar üzerinde yapılan çalışmalarda, otistik çocukların ailelerinde dil ve kognetif işlev bozukluklarına sık rastlandığı bildirilmiştir. Kardeşler arasında otizm görülme sıklığı genel popilasyondan 50 kat daha fazla bulunmuştur. Ayrıca, otistik çocukların kardeşlerinde dil bozuklukları, öğrenme güçlükleri ve zeka geriliklerinin de normal popilasyondan daha fazla olduğu bulunmuştur.

2-Prenatal ve Postnatal Etkenler:

Pekçok çalışma otizme yol açan önemli etkenlerden birinin de gebelik komplikasyonları ve doğum travmaları olabileceğini göstermiştir. Bu çocukların doğum kilosunun düşük, gebelik ve yeni doğan komplikasyonlarının ve de epileptik nöbetlerin yüksek olduğu görülmüştür. Bu çocukların EEG kayıtlarında şizofrenilere oranla yavaş dalga görünümleri de daha fazla ve EEG anormalilerinin normal çocuklara göre daha fazla olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlarda otizmde organik bir temelin varlığını desteklemektedir.

3-Zeka İşlevleri:

Yapılan çalışmalarda otistik çocukların yalnız %21'inin 70 IQ'ya erişebildiğini, şizofrenik çocukların ise %82'sinin bu oranda olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar otizm ile zeka geriliği arasında güçlü bir ilişkinin olduğunu göstermektedir. Otizm ile ilgili çalışmalar, otistik çocuklarda zeka katsayısı (IQ) sonuçlarının ağır zeka geriliği ile normalin üzerinde değişebilen ölçülerde olduğunu göstermektedir. Zeka geriliği bulunmayan otistik çocuklarda bile bilişsel bozuklukların yoğun olduğunu ve bu çocukların kavrama,soyutlama, neden-sonuç ilişkisi kurma gibi yetilerinin sınırlı, sözel olmayan görsel ve uzamsal işlevlerde ise yetenekli oldukları bulunmuştur. Otistik çocuklarda dil gelişimi ise, konuşmanın hiç olması veya normale yakın dil kullanımı arasında değişmektedir.

4-Davranışsal Belirtiler:

Şizofrenilerle karşılaştırıldıklarında bu çocukların göz temasından kaçtıkları, insanlar ve grup oyunlarına ilgilerinin daha az olduğu, ancak sterotip (tek tip davranış) ve ekolali (duyduğunu olduğu gibi tekrarlama) daha fazla rastlandığı bulunmuştur. Buna karşın varsanılar, düşünce içeriğinde bozukluklar, duygusal uyumsuzluk ve künt duygusal durum şizofrenilerde daha sıklıkla görülmektedir.

5-Yaş:

Otizmin başlangıcı yaşı yaşamın ilk 30 ayını kapsarken, şizofreni Latens dönem veya puberta da görülmektedir. Bazı araştırmacılar, bazı otistik çocukların ilerki yaşlarda şizofreni geliştirebileceklerini ileri sürmüşlerdir. Bebeklik otizmin en temel tanı ölçütlerinden biri başlangıç yaşıdır. Ancak otistik çocuklardaki belirtiler yaşamın erken yıllarında ortaya çıkarken; bazı çalışmalar, birkaç yıllık normal bir gelişim gösterdikten sonra klinik bulgular gösteren çocuklarda olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca araştırmacılar otizmden farklı olarak 30 aydan sonra ve 5 yaşından önce ortaya çıkan ve "çocukluk başlangıçlı yaygın gelişimsel bozuklukların" olabileceğini belirtmektedirler.